Denktaş’a vefasızlık! | Murat Selam

Köşe Yazıları | Murat Selam

“Değerli okuyucularım,yazımın bir köşe yazısı için oldukça uzun olduğunu bende biliyorum.Ancak sonuna kadar okumanızı rica ediyorum.Çünkü bu yazımda tarihimizde yaşamış son Türk kahramanına yapılan nankörlüğü ve vefasızlığı göreceksiniz”

1990 yılında üniversite eğitimim için KKTC’ye gittim.

5 yıl kaldım.Benim için bir çok ilki yaşadığım hayatım boyunca unutamayacağım anılarım var Kıbrıs’ta.

Ama bir kaç anım var ki bunu anlatmadan geçmek olmazdı.

“KKTC’ye gittiğimin ya ikinci yada üçüncü günüydü.Kaldığım otele giriş yaparken kapıda kısa boylu,hafif şişman ,çakmak çakmak  gözleri gülen orta yaşta bir adamla göz göze geldik,ve yanımdan  “iyi akşamlar genç” diyerek uzaklaştı.

Ben geçen on-on beş saniye içinde kafamdan “ben bu adamı çok iyi tanıyorum,kimdi acaba,nereden tanıyorum “diyerek  aklımdan geçirirken arkama döndüğümde o gözleri gülen adamın siyah bir arabanın kapısını anahtarı ile açıp şoför koltuğuna oturduğunu gördüm.Araba çalışıp uzaklaşırken  plaka dikkatimi çekti.”KKTCB-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,Cumhurbaşkanı”

Kendi kendime gülmeye başladım .

“Yahu ben nasıl olur da Rauf Denktaşı  tanımam” diye hayıflanırken bir Cumhurbaşkanının sade bir vatandaş gibi,tek başına otelden çıkıp,kendi kullandığı araçla gitmesine alışık olmadığımız için o gözleri gülen adamın bir Cumhurbaşkanı olabilme ihtimali olamayacağını düşünerek tanıyamadığıma karar verdim.

Sonrasında çok kez sayın Denktaş’ı kah kırmızı ışıkta kendi kullandığı araçla beklerken,kah bir markette elmayı,portakalı seçerken,kah bir piknik alanında fotoğraf çekerken gördüm.

Sanırım üniversite de ikinci sınıfa geçtiğim seneydi yurttan ayrılıp iki arkadaş ev tuttuk.O zaman cep telefonu falan yok,adadan ailelerimizi ancak jetonlu telefonlarla arayabiliyorduk,ve ne yazık ki o telefonlarda kısıtlı sayıda belli yerlerde vardı,çoğu zamanda çalışmazlardı zaten.

Bizde ev arkadaşımla Telefon idaresine evimize telefon bağlatmak için gittik.Fakat telefon idaresi belki haklı,belki haksız borcu ödemeyip kaçarız diye Türkiye’den gelen öğrencilere telefon bağlamak için kırk dereden kırk su getiriyorlardı.

Şartlar ağırdı ya Kıbrıslı bir kefil bulacaktık (ki bu imkansızdı) yada ortalama bir yıllık konuşma tutarını depozit olarak yatıracaktık(Bu da bir öğrenci için imkansızdı) Hayal kırıklığı ile telefon idaresini terk ettik.

O haftanın pazar günü arkadaşlarla bir piknik alanında otururken  KKTCB plakalı siyah araba çıka geldi.

Sayın Denktaş ve hanımefendi araçtan indiler dostlarının yanına giderken , bizlerin yanına da uğradılar.Sayın Cumhurbaşkanı hatırımızı sordu,arabalarımızı yavaş kullanmamız için öğüt verdi,ve bir kaç kare fotoğrafımızı çektikten sonra ondan bir isteğimiz olup olmadığını sordu.

İşte gençlik ya benim aklıma hemen şu telefon işi geldi ve o yaşadıklarımı bir çırpıda anlatıp,orada ki yetkilileri de şikayet ettim.Sayın Denktaş cebinden not defteri ve kalemini çıkardı,anlattıklarımı not aldı.

Pazartesi  günü okula gittiğimde resepsiyon görevlisi bana Telefon idaresi tarafından arandığımı şu kişinin beni beklediğini söyledi.Hemen gittim.O kişiyi buldum,beni odasına aldı,birde Kıbrısın meşhur con kahvesini söyledi.Ben şaşkın şaşkın bakıyorum ,bu adam bana niye böyle iyi davranıyor diye.

Neyse yetkili “Size çok kızdım,beni Cumhurbaşkanıma şikayet etmişiniz” değince utandım kıpkırmızı oldum.Yetkili devam etti “Kıbrıslı kefil bulmanıza gerek kalmadı,Cumhurbaşkanı size kefil oldu ,telefonunuzu bugün bağlıyoruz” değince neredeyse adamın boynuna sarılıp sevinçten ağlayacaktım…

Şimdi bunları niye anlatıyorsun diyeceksiniz.

Bugün Sayın Denktaş’ın oğlu KKTC Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş ve dedesiyle aynı adı taşıran Rauf Denktaş’ın yaptıkları açıklamaları okudum.Konuyu araştırdım,size de kısaca özetleyeyim.

Torun Denktaş Denktaş vakfı ile birlikte,eğitime çok önem veren dedesinin adını yaşatacak bir üniversite açmak için çaba sarf ediyor.Bu öyle dün ortaya çıkan bir projede değil.5 yıldır bu proje için hazırlık yapılmış,yatırımcılar bulunmuş olmasına rağmen ne hikmetse bir anda belli bir güruh çıkıp bu üniversitenin açılmasına yakışıksız,vefasız sebeplerle itiraz ediyor.

KKTC’de seçimlerin yaklaştığı bir dönemde bu üniversite projesi üzerinden resmen Denktaş ailesini itibarsızlaştırmak için nankörce saldırılar yapılıyor.

Serdar Denktaş’ın, gelişmeleri daha iyi anlayabilmeniz adına konuyla ilgili yapmış olduğu açıklamayı sizlerle paylaşıyorum.

“Her şeyden önce şunu söylemek lazım, Rauf Denktaş Üniversitesi’nin eğer bu düşünce hayata geçirilecekse, bir devlet üniversitesi olması bizi sevindirecek bir gelişmedir.

Henüz bu konuda resmi bir karar olmasa da Devletin Kurucu Cumhurbaşkanı’na sahip çıkması güzel bir olaydır. Üniversite projesi yaklaşık beş yıldır oğlum Rauf Denktaş’ın ve Denktaş Vakfı’nın emek vererek üzerinde çalıştığı bir proje olmasına rağmen, meselenin yaklaşan genel seçimler öncesi gündeme gelmesi çeşitli kesimlerin kendi bireysel siyasi hedefleri doğrultusunda şahsımı ve ailemi hedef yapmasına sebep olmuştur.

Zaman kimin ne olduğunu, neyi hangi amaçla söylediğini çok net biçimde herkese gösterdi. Ülkesi için bedeller ödemiş bir adamın çocukları olarak hepimiz itibarsızlaştırma ve karalama kampanyaları içinde büyüdük.

Soyadınızın “Denktaş” olmasının bedellerinden birisi de budur. Bu ülkede neye nasıl reaksiyon verileceği, yapılana göre değil, yapana göre değişkenlik göstermektedir.

Kamu arazilerinin yönetiminde sorumlu DEMM Bakanlığıma bağlı olması nedeniyle, beş yıldır süren projeye arazi tahsisi için imza benim önüme gelmiştir.

Diğer tüm üniversitelere, konaklama tesislerine veya büyük yatırım projelerine devlet nasıl arazi tahsis etmişse oğlum Rauf Denktaş’ın başvurusu da ayni şekilde ele alınmış ve değerlendirmiştir.

Uzun uğraşlar sonunda gerçekleştirilme aşamasına gelen bu büyük yatırıma arazi tahsisi için son imzayı sorumlu bakan benim atmam gerektiği ortadadır.

Bir yanda Kurucu Cumhurbaşkanımız ve babam rahmetli Rauf Denktaş’ın isminin çok önem verdiği eğitim alanında bir üniversiteyle yaşatılacak olması, diğer yandan bu projenin gerçekleşebilmesi için, yurtdışından kaynak bulan, ülkemize getiren; projeyi geliştiren oğlum Rauf Denktaş’ın olması, hem bir çocuk hem de baba olarak, imzayı atmadan önümde duran büyük bir ikilemdi.

Önümde duran proje yasal olarak hiçbir mahsuru olmayan bir projeydi.

Buna ek olarak bu arazi de Güvenlik Kuvvetlerimiz tarafından üzerine Rauf Denktaş üniversitesinin yapılması koşuluyla bakanlığımıza devredilmişti.

Ülkemizde bugüne kadar arazi tahsisi yapılan ne kadar yatırım varsa; ne kadar üniversite varsa; ne kadar 5 yıldızlı konaklama tesisi varsa neredeyse tümü ayni veya benzeri süreçler sonunda devletimizden arazi almışlardı.

Bugüne kadar tahsis edilen veya kiraya verilen arazilerde işleyen sürecin aynisi bu projede de işlemişti.

Sanırım bu kiralamayı neden onayladığım yukarıdaki açıklamalarımla netleşmiştir.

Son 30 yılı aşkın bir süredir, devlet arazilerinin farklı hükümet dönemlerinde yatırımcılara teşvik amaçlı tahsis edilmesi eğer Anayasa’ya aykırı iseydi, bugün seslerini çıkartanlar son 30 yıldır nerelerdeydiler?

Buyurun başvurun Anayasa mahkemesine, devletin bugüne kadar ayni işlemler ve süreçler sonucunda tahsis etmiş olduğu arazilerin tümünü geri isteyelim;

Buyurun beraber gidelim el koyalım tüm üniversitelerimize tüm konaklama tesislerimize tahsis ettiğimiz arazilere.

Oğlum Rauf Denktaş’ın tahsis için yaptığı başvurunun diğer başvurulardan hiçbir farkı yoktu.

Bu olayın ne olduğunu nasıl geliştiğini, yatırım süreçlerini, devletin hangi koşullarda ve ne gibi projelere arazi tahsisi yapabileceğini bildiği halde, bunu fırsat bilerek ailemi hedef alan itibarsızlaştırma kampanyası yürütenlere karşı hiçbir saygım yoktur, olamaz.

Ancak sorumlu olduğum makam itibarıyla oluşan ciddi hassasiyete de saygım büyüktür.

Oğlum Rauf Denktaş’a tahsis edilmesi konuşulan arazinin benim oğlum olduğu için değil diğer yüzlerce yatırımcıya tahsis edildiğiyle şekliyle verileceğini bilmeyen insanlarımızın göstermiş olduğu hassasiyete saygım sonsuzdur.

Oğlum olduğu için değil, dış kaynak bulup tüm toplumun sahipleneceği bir proje yarattığı için arazi tahsisi söz konusuydu.

Bugün geldiğimiz noktada ise oğlum olduğu için arazi tahsisi yapılmayacaktır.

Denktaş soyadını taşıyanların ödedikleri bedeller vardır. Kamusal alanda itibarsızlaştırılmaya çalışılan bizler, bu bedeli seve seve öderiz.

Netice itibariyle Rauf Denktaş Üniversitesi, bizim için bir idealdir ve bu idealin devlet tarafından sahiplenilmesi güzel bir gelişmedir devlet bu projeyi sahiplenmekten vazgeçse de Denktaş ailesi kendi imkanlarıyla bu üniversiteyi her durumda hayata geçirecektir.

Bu süreç içerisinde Rauf Denktaş üniversitesi kurulmasına fikrine, bu projeye destek veren herkese sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim

Kurucu Cumhurbaşkanımızın adına layık bir üniversite muhakkak kurulacaktır.”

Açıklamada da göreceğiniz üzere gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de bir takım güruh “vefa” kelimesinin anlamını ya boza markası sanıyor,yada İstanbul’da bir semt adı.

Sayın Cumhurbaşkanı tarihte yaşamış son Türk kahramanıdır.

O kahramanın adına bir değil bin üniversite açılsa hakkı Türk dünyası tarafından ödenemez.

Türk dünyasına nice Mustafalar,Ahmetler,Mehmetler,Talatlar gelir ancak Mustafa Kemal Atatürk ve Rauf Denktaş gibiler bir daha gelmez.

O nedenle herkes haddini bilecek,TDK sözlüğünü açıp “vefa” ne anlama gelir,öğrenecek!

Facebook Yorumları
Murat Selam on EmailMurat Selam on FacebookMurat Selam on InstagramMurat Selam on TwitterMurat Selam on Wordpress
Murat Selam
Medya Siyaset Genel Yayın Yönetmeni
Ülkesi ile ilgili sorunlara kafa yoran ve bununla ilgili çözüm yolları arayan Türklüğüne aşık iş adamı. Köşe yazarı Medya Siyaset ve Atatürk Bir Fikirdir imtiyaz sahibi-genel yayın yönetmeni .
%d blogcu bunu beğendi: