CHP’yi ayağa kaldırmak ve iktidara taşımak için,Adayım.

Ümit Kocasakal ve Muharrem İnce’den sonra YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da,bugün CHP genel merkezinde yaptığı basın toplantısı ile CHP’nin 3-4 Şubat’ta yapılacak 36. Olağan Kurultayı’nda genel başkan aday adayı olacağını açıkladı.

Eminağaoğlu basın toplantısında yaptığı açıklamada parti tüzüğünü sert bir şekilde eleştirdi.

Eminağaoğlu şunları söyledi :

Saygıdeğer Halkım,
Değerli Partililer,
Değerli basın mensupları,
Sizleri en içten duygularla saygılarımla selamlıyorum.
***
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçekleştireceği 36 ncı Olağan Kurultayı, yalnızca Cumhuriyet Halk Partisini ve Partide bir yönetim değişikliğini değil,
Cumhuriyetin ve demokrasinin korunmasını,
Ülkenin ve Ulus Devletin geleceğini,
Halkın kaderini doğrudan ilgilendirmektedir.
***
Kurultay, yeter ki o gitsin ben geleyim veya her ne yolla olursa olsun yerimde kalayım şeklindeki bir seçim sürecine, önyargılarla hareket ederek takım tutar gibi aday destekler duruma indirgenmeden,
Aday olunan görevin gerekleri ve her kademede donanım esas alınarak,
En etkin kadroları, bu kadrolarla da iktidara gelecek en etkin bir muhalefet anlayışını ortaya çıkarmalıdır.
***
Adalet mülkün, ülkenin temeli olmasına rağmen, AKP iktidarı döneminde iyice kaybolan adalet anlayışı karşısında, yargının yargıya bırakılması, yargının hukuk içinde hareket edebilmesi,yargının silah gibi kullanılmaması için, hukuk ve demokrasi için, her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de bizler yargıda bir ilki başlatarak, kişisel beklenti içine girmeden, her türlü bedeli göze alarak yargıda örgütlenme adımını attık ve bu örgütler olan, YARSAV, YARGI-SEN, Yargıçlar Sendikası’nın da kurucu başkanlığını yaptım.
AKP yargıyı silah gibi kullanmaya başlar başlamaz halkın hukukuna sahip çıkma adına, anında duruş sergiledik.
Yargıda ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ilk kez en etkin kullanarak;
Türkiye’de, yargıda olan biteni açıklıkla ilk kez kamuoyunda bu örgütler yoluyla gözler önüne de sererek, Türkiye’yi, Uluslararası Yargıçlar Birliği, Avrupa Yargıçlar Birliği, Demokrasi ve Özgürlük için Avrupa Yargıçlar Birliği yoluyla, uluslararası alanda, dünyada yargı örgütleri ailesi içine de soktuk.
Hukuk, yargı, yargı bağımsızlığına nerede müdahale var ise, orada olduk.
Hukuk neyi gerektiriyorsa her zaman onu yaptık, AKP-FETÖ ilişkisini görevim sırasında daha 2003 yılında resmen ilk kez ortaya da çıkardım.
Zekeriya Öz’ün terfisine engel olmak, AKP hakkında soruşturma yapmak, yargıdaki kadrolaşmayla mücadele etmek nedeniyle Ergenekon’un yargı kolu sorumlusu diye nitelenip, soruşturuldum, yargılandım.
Kendi hukukunu yaratan, yargıyı silah gibi kullanan, demokrasiyi tramvay gibi gören AKP ve cemaatin bu durumlardan rahatsız olmaması kaçınılmazdı. Öyle de oldu.
17/25 Aralık ertesinde yargı bağımsızlığının içi boşaltılarak, AKP çoğunluğu ile çıkartılacak yasanın bu dosyaya müdahale zemini de yaratacağına dikkat çekmek için, örgütümüz adına gittiğim TBMM’de, AKP milletvekillerince, benim şahsımda hukuk ve demokrasiye atılan uçan tekmelere de muhatap olduk.
Gezi olaylarında polisin halka saldırısını engelleyerek ilk olaysız gün gerçekleşmesini sağlamaktan, telekulağın üzerine gitmeye, cübbe giymekle yargıç olunmaz diyerek, yargıda kadrolaşmaya ve cemaat mahkemelerinin hukuksuzluklarına karşı koymaya kadar, beraatle sonuçlanan beş ayrı davada yargılandım.
Hukuk ve demokrasi mücadelesi nedeniyle, yargıç ve savcılık mesleğinde, en çok yargılanan yargıç ve savcı oldum.
Yılmadık, söylemde kalmayarak, hukuk ve demokrasi mücadelesini sürdürürken, meslekte nefes alınacak ortam bırakılmadı.
Erdoğan bile, cübbeni bırak ta gel diyerek, siyasi alanda da karşısına çağırdı.
Daha etkin olabilmek, hukuk ve demokrasi mücadelesini sürdürebilmek için, emekliliğimi de, mesleğimi de, cübbemi de bıraktım da geldim.
***
Hukuk, yargı, adalet için, Türkiye’yi dünya yargı örgütleri ailesi içine sokabilmişken,
Önseçimden uzak durulması, başka yolla da içeriye/CHP’ye alınmamam karşısında,
Türkiye’de yargıda, örgütlü mücadeleyi başlatan da bir kişi olarak,
Bu konularda daha etkin bir mücadeleyi siyasi alanda yapmayı amaçlamışken, önseçimden uzak, hukuk ve demokrasiden uzak bir yapı nedeniyle CHP dışında bırakıldım.
Bu durumu kuşkusuz sadece ben yaşamadım. Bir çok kişi bu durumla karşı karşıya kaldı. Örneğin dostumİlhan Cihaner ise tamamen bir tesadüf eseri CHP’de kendine yer bulabildi.
Bu durumların yarınlarda yaşanmaması için, ülkeye adaleti, hukuk ve demokrasiyi getiren Cumhuriyet Halk Partisi içinde de adalet, hukuk ve demokrasiyi etkin kılmak için,
Ancak böyle bir CHP ile de Türkiye’yi sorunlardan kurtarmak için,Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına aday adayı olduğumu açıklıyorum.
***
Yaşanan sorunların yegane sorumlusu AKP iktidarı değildir.
Atatürk Cumhuriyetinin, hukukun, demokrasinin içini boşaltan, Anayasayı kağıt üzerinde bırakan bu iktidar karşısında etkin bir muhalefetin yapılamaması, bugünkü sorunlarla yüzyüze kalınmasına neden olmaktadır.
AKP, gücünü kendisinden değil, karşısındaki etkin olmayan yapıdan, etkin yapılmayan muhalefetten, bizlerin dağınıklığından almaktadır.
Bu nedenle Kurultay ayrışma değil, birleşme ve dayanışma sonucu yaratmalıdır.
Bu birleşme ve dayanışma tartışmasız biçimde, Parti programı etrafında olmalıdır.
Kurultaydan çıkacak kadrolar, Parti Programını her yönüyle, her bedeli göze alarak, ödünsüz ve en etkin biçimde uygulayacak kadrolar olmalıdır.
Aksi durumda yarınlarda yaşanacakların sorumluluğu, zaten Cumhuriyetle çatışan AKP iktidarına ait olsa bile, ayrıca siyaseten sorumluluğu isehiç kuşkusuz bu Kurultayımızda, yine bu iktidarın karşısında etkin bir duruş göstermeyen Partinin yeni kadrolarında da olacaktır.
Herkesin özgürce yaşaması, Cumhuriyetin yaşaması ile olanaklıdır.
Beni var eden Cumhuriyet için ben de varlığımı ortaya koyarak varım diyorum.
***
Bugün Türkiye, gerek ülke içinde gerek ülke dışında her türlü sorunların içine sürüklenmiştir.
Temel ilkesi “yurtta barış dünyada barış” olan Türkiye, AKP’nin politikaları nedeniyle sınırındaki her ülke ile sorun yaşar durumda bırakılmıştır.
Kendi devletinin kurucu belgesi Lozan’a, kurucu lideri Atatürk’e bile saldıran, saygısızca davranan bir iktidar ortaya çıkmıştır.
Her türlü dış politika konularında olduğu gibi, Suriye politikası, Irak politikasında da hata üstüne hata yapılmıştır.
Elbette sınır ötesi tehditler hakkında uluslararası hukuka uygun olarak gereği yapılmalıdır.
Ancak o tehdit ortamını yaratan AKP iktidarından da bunun hesabı mutlaka ama mutlaka sorulmalıdır ve sorulacaktır da.
***
AKP, kendisini ülkenin ve devletin sahibi, mutlak ve değişmez iktidarı olarak görmekte, bu nedenle sorumlu olduğu konuları, aldatılma kandırılma söylemleri ile geçiştirmektedir.
CHP yönetimi, farklı ifadelerle aynı şeyleri söylemektedir. Ülkede laikliğe aykırılığı saptanan ve aykırı eylemlerini her geçen gün artıran bir parti iktidarı olmasına, bu parti tüm iktidar olanaklarını da aykırı amaçları doğrultusunda kullanmasına rağmen, laiklik tehlikede değildir diyebilmekte, böyle bir iktidar partisi karşısında laiklikle ilgili konularda muhalefet bayrağını yükseltmekten uzak durmakta, kendini değişmez anamuhalefetkonumuna oturtmanın ötesine geçmemektedir.
***
Yasama ve yargı, AKP’nin yarattığı aykırılıkları denetlemekten uzaktır.
Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmakla, yargının AKP’yi denetleyememesi bir yana, yargı bir silah gibi kullanılmaktadır.
Siyasi partiler, AKP iktidarını denetleyememektedir.
Özgür bir basın kalmadığından, halk gerçeklerden bilgi sahibi olamamaktadır.
Demokratik kitle örgütleri en aykırı koşullar içinde tutulmaktadır.
Halk, her türlü sorunla karşı karşıya ve çaresiz bırakılarak, iktidara bağımlı kılınmaktadır.
AKP iktidarı denetlenemez hale gelmiştir.
Çözüm halkla beraber olarak hukuk ve demokrasi içinde verilecek mücadelededir.
***
Anayasa kağıt üzerinde kalmıştır.
Anayasanın değiştirilemez maddelerinin içi tamamen boşaltılmıştır.
CHP; halkla birlikte olduğunda, herkese kucak açtığında, halkın hukukuna ve halk ta kendi hukukuna sahip çıktığında, müdafai hukuk diyerek, ülkenin her köşesinde her türlü yokluk içinde olunsa bile etkin biçimde örgütlü mücadele verildiğinde, bu yokluktan, gericilikten, her türlü savaştan, emperyalizme biletokat atılarak çıkış sağlayacaktır.Cumhuriyetin bu koşullar altında doğduğunu tarih bütün dünyaya göstermiştir.
Şu anda içinde bulunulan koşullar o koşullardan daha ağır değildir.
Cumhuriyet en ağır tehdit ve tehlike altındadır.
Bu nedenle söylem yerine eylem denilmeli, eylemle de yetinilmeyerek, halkla birlikte, ülkenin her yerinde, örgütlü olarak hukuk ve demokrasi içinde sonuna kadar mücadele verilmelidir.
***
AKP iktidarının yarattığı gündeme takılmadan, yaşananlara çözüm için Parti kendi yol haritasını ortaya koymalıdır.
Parti bunu yapıp, başlattığı adalet yürüyüşünde, hiç kimseyi dışlamadanhalkın içine girdiğinde, bu durum doğru bir zamanlama seçilmemesine rağmen AKP’yi rahatsız etmiştir.
Şimdi Kurultay adalet teması ile yapılmaktadır.
Mevcut tüzükle gerçek anlamda adaleti yaşayabilmek olanaklı değildir.

İstisna hükmü olmasına rağmen, yaygın uygulama haline getirilerek illerde sıklıkla uygulanan blok listeler, adalet yürüyüşündeki herkesi kucaklayan anlayışı gölgelemiş,
Güce göre yönetim anlayışına yol açmış, başkanın, tek adamın kadrosunu yaratmıştır.
Kurultay’da blok liste uygulanması demek, adalet yürüyüşünün, Kurultay eliyle geçersiz kılınması, o çoğulcu kucaklayıcı anlayışa sırt çevrilmesi, parti tabanına her yönden açık olunmaması, uzak durulması demektir.

Ülkede tek adamlığa hayır diyorsak, bütün delegelerin iradesine saygı duyulmalı, partide de tek adamlığa hayır denilmeli, adalet anlayışının zedelenmesine yol açılmamalıdır.
Toplanmakta olan imzalar yoluyla blok liste önergesi verilmesine çanak tutulmamalı, adalet yürüyüşünde öne geçen genel merkez, Tüzükteki blok liste hükümlerine sığınmadan, demokrasiye yönelik hükümleri öne çekerek, aynı anlayışı canlı tutmalıdır.
Aksi durumda, adı adalet olan Kurultay’da, adaletin yok edildiğine tanık olunacaktır.

Siyasi partiler demokrasiler için olmazsa olmaz iken, 12 Eylülün bugüne kadar değişmeyen siyaset anlayışı nedeniyle, parti içinde demokrasi kalmadığından, o tarihten bu yana siyasi partiler demokrasinin değil, partilerdeki tek adamlık için olmazsa olmaz yapılanmalar haline gelmiştir.
Her parti, Tüzüğü ile aksini yapmak yerine,Siyasi Partiler Yasasına sığınarak, kendi içinde demokrasiyi değil tek adam egemenliğini ortaya çıkarmıştır.
16 Nisan referandumu ile de anayasa değiştirilerek ülkede tek adamlığa geçilmiştir.
***
12 Eylülün siyasette miras bıraktığı, eksik temsil ve dışlamalara yol açan %10 barajı, sonuçta AKP iktidarını yaratmıştır.
12 Eylül hukukuna, 12 Eylül siyaseti ile ülkede iktidarın belirlenmesine hayır diyorsak, yarınlar için bunu her alanda, parti içinde de yüksek sesle söylemek zorundayız.
Genel başkan adaylığı konusunda 12 Eylül öncesi CHP’de bir kota yokken, 12 Eylül sonrası %5’ten, %20’ye, %20’den %10’a değiştirilerek belirlenen kotalarve halen %10 olarak üstelik te her delegenin bir adaya imza verme kuralının sürmesi, bunların yarattığı sonuçlarda hafızalardadır.
Her dönemde partideki yönetim de, bu anlayışın sonucu olmaktadır.
AKP bile kurulduğunda genel başkan adaylığı için tüzüğünde imza koşulu öngörmemişken, bugün başta AKP dahilpartiler, genel başkan egemenliği için yasada olmayan katı kurallar ortaya çıkarmaktadır.
Bu durum partilerin tabandan beslenmesinin önünü tıkamaktadır.
İmza oranının yüksekliği ve tek adaya imza nedeniyle, gizli oy kuralı fiilen yok olmuş, serbest iradeye aykırı durum öne çekilmiştir.
Örgütlerin, yönetim yanında imzalarını açıkça ortaya koyması, eşit yarış, parti içi demokrasi ve serbest iradeye aykırılığı da gözler önüne sermektedir.
Demokrasinin şeklen yaşanmamalıdır.
Parti içindeki yönetim de, 12 Eylülün anlayışı ile getirilen kotalarla bir kesimin dışlanması sonucunda değil, hukuk, demokrasi ve adalet anlayışı içinde belirlenmelidir.
Tüzük değişikliği yapılmadan Kurultay’da seçimlerin gerçekleştirilecek olması, adalet yürüyüşündeki adalet anlayışını gölgelemektedir.
Yıllardır Tüzükte demokrasiyi etkin kılan değişikliklerin yapılmaması karşısında, giderek parti içinde demokrasiden daha çok uzaklaşılmaktadır.
Bir an önce Tüzük değişikliği gündemli bir olağanüstüKurultay toplanmalıdır.
***
Öte yandan adalet deniliyorsa, imza toplasın toplamasın, tüm diğer aadaylarınKurultay’da projelerini delegelere anlatması, Kurultay’ın çok sesli olması gerekmektedir.
Adalet deniliyorsa, imzalar her durumda Divan önünde atılmalıdır.
Her aday adayı için eşit ortam yaratılmalıdır.
Oy verme ve destek ifadesini beyan eden delege, imza verme noktasında duraksama içinde kalıyorsa, bu durum ülkenin bir çok yerinde yaygın biçimde ortaya çıkıyorsa, iş başında hangi yönetim olursa olsun varlığını böyle bir Tüzük hükmüne dayandırarak sonrada adalet diyerek yoluna devam etmemelidir.
***
Nasıl ki AKP Cumhuriyete 15 yıldır her koldan saldırmaktadır.
CHP yönetimi de bu sürede A’dan Z’ye etkin bir muhalefet ortaya koyamamaktadır.
Bunları burada listelemek yerine, Kurultay’da detaylıca ortaya koyarak, Genel başkanlıktaki yol haritamı ve yapacaklarımı da orada ifade edeceğim.
***
Ancak şunların altını çizmem gerekmektedir:
Cumhuriyet ve nitelikleri konusunda,
Cumhuriyetçilik konusunda,
Atatürk Milliyetçiliği konusunda,
Halkçılık konusunda,
Laiklik konusunda,
Devletçilik konusunda,
Devrimcilik konusunda,
Ulus ve üniter devlet konusunda,
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti konusunda,
Çağdaş eğitimden uzaklaşılması, eğitimde gerici müfredatın devreye sokulması konusunda,
Parti programında yer alan konularda, olması gereken adımları duraksamadan atacak bir CHP yönetimi ve kadroları herkesin beklentisidir.
Amacım bu konularda atılmayan adımları etkin biçimde atmaktır.
Bu konular asla kayıtsız kalınacak konular değildir.
Ne din saldırısına ne din sömürüsüne izin verilmemeli, ne de laikliğin gereği adımlardan uzak durulmalıdır.
Bir Cumhuriyet Kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının ŞeriyeVekaleti konumuna sokulmasına karşı konulmalıdır.
Atatürk’e sadece saldırıldığında veya sömürüldüğünde değil, sadece adını anarak, bayrağını sallayarak değil, ilke ve değerlerinisonsuza kadar yaşatmak için gerektiğinde hukuk ve demokrasi içindeki mücadeleden, bedel ödemekten geri durmayarak her zaman sahip çıkılmalıdır.
Buadımların kararlılıkla atılmaması bugünlerdeki sancılı ortamı yaratmaktadır.

Atatürk, hem Cumhuriyetin kurucu lideri, hem Partinin değişmez genel başkanıdır.
Atatürk, ilkeleriyle, değerleriyle, söylemleri ve mücadelesiyle, ayrıştırıcı değil birleştiricidir. Bunların özüne uygun hareket edilmeli, herhangi bir söylemden hareketle ayrışmaya yol açılmamalıdır.
Atatürk’ün yolundan giderek sonuna kadar yurtta barış ve dünyada barış, sonuna kadar her türlü teröre hayır, sonuna kadar hukuk ve demokrasi, sonuna kadar iktidar terörüne hayır demek için, ilke ve değerlerini sonsuza kadar yaşatmak için varım.
***
Demokrasi etkin biçimde yaşanılmalı, OHAL, BU HAL olmamalıdır.
OHAL’e hayır diyorsak, bu CHP Tüzüğü ile Partide OHAL ortaya çıkıyorsa OHAL’e her yerde hayır denilmelidir.
Cumhurbaşkanı adayının tepeden belirlenmesi,
Tüm yerel yöneticilerin, tepeden belirlenmesi,
Milletvekili adaylarının tepeden belirlenmesi,
Blok listelerin yaygınlaşması, Kurultay’a bile taşınması,
Genel başkan adaylığı konusunda tek imza ve % 10 baraj uygulaması,
MYK üyelerinin atamayla belirlenmesi, parti içinde OHAL değil midir?
OHAL’e hayır diyorsak inancımız eksik biçimde 5-6 OHAL KHK’sını AYM’ne taşımakla yetinilmemelidir.
31 KHK’nın tamamı AYM’ye anında götürülmeli ve bu hukuksuzluğun mücadelesi halkla da beraber verilmelidir.
AYM’nin üstelik hukuku katleden kararı sonrası, konunun üzerine her KHK çıkınca dava açarak halkla beraber gitmek yerine, aksini yaparak halkın mücadelesi de elinden alınmamalıdır.
Olağanüstü hal karşısında, muhalefet te olağanüstüetkin biçimde yapılmalıdır.
Adalet diyor, adalet için yürüyorsak, adaleti herkes için istemeli, bu durumu gölgelemeyen bir Kurultay yapılmalıdır.

Adalet, tek adamlığa hayır, OHAL’e hayır diyorsak, buna ülkede de her yerde de, partide de hayır denilmelidir.
CHP diğer partiler gibi değil, tüm partilere örnek olmalıdır.

Bu yönetimce tüzüğün demokratikleştirilmesi ortamının yedi yıldır yaratılmaması ve aksi yöndeki değişiklikler karşısında, Tüzüğün demokratik yönlerini öne çekerek, diğer hükümlerine sığınmadan bir Kurultay gerçekleştirilmelidir.
Aksi durum adalet yürüyüşündeki anlayışın Kurultay’da gölgelenmesine yol açacaktır.
***
Türkiye’nin yarınlarını kurtarmak,
CHP’de iç barışı ve dayanışmayı sağlamak,
Dünü dünde bırakmak,
Yeni bir sayfa açmak,
CHP’yi ayağa kaldırmak ve iktidara taşımak için,
Böyle bir CHP ile de Türkiye’yi sorunlarından kurtarmak için CHP Genel başkanlığına aday adayı olduğumu ifade ediyorum.

İmza sorunu yaşamayacağımı görüyorum.
Böyle bir sorun ortaya çıkarsa, bu kuşkusuz benden kaynaklanmayacak, CHP’deki demokrasinin, adaletin, düzeyini, 12 Eylülden kalan % 10 anlayışının parti içinde de etkinliğinin ifadesi olacaktır.
Amacım Parti ilke ve değerlerinin daha da yukarıya taşınmasıdır.
Bu yönetimle sekiz yıla yakın süredir bu durum gerçekleşememiştir.
Partide yeni bir kutup yaratmak için değil, yarınları kurtarmak için adayım.
Seçildiğimde benden etkin bir aday çıktığında da, genel başkanlığı bırakmak için adayım.
Geçmişte de hiçbir zaman bireysel davranış içinde olmadım.
Parti ilke ve değerlerinin gerektirdiği ortak irade için geçmişte olduğu gibi her zaman da varım.

Kendi ilke ve değerleri ile herkesi kucaklayacak bir CHP, Türkiye’yi bütün sorunlarından kurtaracaktır.

Kurultay’ın başarı ile sonuçlanması,
Partim ve Türkiye için yeni bir sayfa açması inancıyla,
Diğer aday adaylarına da başarılar diliyorum.
Herkese ve sizlere en içten selam sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

KAYNAK : medyasiyaset.com

 

Facebook Yorumları
ABF Haber Merkezi on EmailABF Haber Merkezi on FacebookABF Haber Merkezi on GoogleABF Haber Merkezi on InstagramABF Haber Merkezi on LinkedinABF Haber Merkezi on PinterestABF Haber Merkezi on TwitterABF Haber Merkezi on WordpressABF Haber Merkezi on Youtube
ABF Haber Merkezi
Atatürk sonsuza kadar yaşatılacak bir fikirdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: