Mirzaoğlu : İYİ Parti AKP’nin Ciddi Alternatifi Olacaktır

Geçtiğimiz günlerde Medya Siyaset genel yayın yönetmeni Murat Selam‘la yaptığı söyleşide 57.Hükümet Devlet Bakanı,21.Dönem MHP Kırşehir milletvekili Prof.Dr.Ramazan Mirzaoğlu önemli açıklamalarda bulundu.

Söyleşinin tamamını altta okuyabilirsiniz.

MHP eski milletvekilisiniz, 57.Dönemde bakanlık yaptınız, o nedenle söyleşiye MHP ile başlayalım, Bahçelinin referandum süreci ile başlayan ve halen devam eden AKP’ye desteği tabanda nasıl karşılanıyor?
Bahçeli’nin önceki söylemlerinin aksine AKP’ye destek vermesi MHP tabanında olumsuz karşılanmıştır. Bu da büyük ölçüde oy kaybına neden olabilecektir.

Bahçeli seçim barajının düşürülmesi gerektiğini söylüyor. MHP’nin %10 barajına takılmasını önlemek için bu çıkışın yapıldığı siyasi kulislerde değerlendiriliyor. Seçimlerde sizce MHP baraj altında kalabilir mi?
Bu durumda mevcut barajı geçmesi düşünülemez.

İYİ Parti AKP’nin Ciddi Alternatifi Olacaktır

MHP’den olaylı bir şekilde ayrılan Meral Akşener diğer muhaliflerle birlikte geçen ay Türkiye “İYİ” olacak sloganıyla İYİ partiyi kurdu. Türkiye İYİ parti ile “İYİ” olacak mı?
Türkiye’de her zaman sağın alternatifi yine sağ partilerden çıkmaktadır.

Bu bakımdan, İYİ parti iktidar alternatifi olarak yola çıkmıştır. Bütün Türkiye’yi kucaklayacak bir politika izlemesi durumunda AKP’nin ciddi alternatifi olacağı değerlendirilebilir.

15 yıldır AKP ve genel başkanı Erdoğan’ın Atatürk’e karşı tutumlarını biliyoruz. Ama son günlerde bakıyoruz ki Atatürk’e övgü dolu söylemlerle ortaya çıkıyorlar. Siz bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz, inandırıcı buluyor musunuz?
AKP’nin kurucuları ve yöneticilerinin çoğu kamuoyunun bildiği gibi siyasal İslamcı olarak bilinmektedir. Siyasal İslamcılar maalesef Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerine ve Atatürk’e bir ölçüde karşıdırlar.

Hatta bunlardan bazıları ‘Fesli Kadir’ gibi aleni Atatürk’e hakaret etmekte, Cumhuriyet, Atatürk ve Türk Milletine düşmanlığını “keşke Yunan kazansaydı; Türk Ordusu İstiklal Savaşında kaybetseydi” deme küstahlığını ve hainliğini aleni göstermekte, yazıp çizmektedirler.

Gerçi bu tipler az. AKP’nin taban kısmı vatanseverdir. Türk Ordusunun ve Türk Milletinin yanındadır. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi AKP’nin bazı yönetici kısmı siyasal İslamcıdır; İhvan-ı Müslim yani Müslüman Kardeşler’in ideolojisine sahiptirler.

Atatürk Tarihin Kaydettiği En Büyük Türkçüydü

İhvan-ı Müslim ideolojisini bize biraz açar mısınız?
AKP iktidara geldiği 2002 yılının sonundan itibaren bugüne kadar 15 yıllık iktidarlarında İhvancılığı açıkça beyan etti ve uyguladı.

Nitekim Mısır’da Mürsi iktidara İhvancı olarak gelince, Arap Baharı ile beraber bütün İslam ülkelerinde Müslüman Kardeşlerin iktidara geleceği hayaline kapıldılar; ideolojik coşku ile sunni İslamcılık yaptılar.

Mesela; 2011’den önce Suriye’deki Esad ile çok iyi ilişkileri vardı; ortak Bakanlar Kurulu yapacak kadar işi ileri götürmüşlerdi. Ancak, Mürsi’nin iktidara gelmesi ile ve ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin dolduruşu ile Esad, Esed oldu ve Türkiye talihsiz bir şekilde Suriye’de mezhepçilik siyaseti yani sunni İslamcılık yapmaya başladı.

Esad en büyük düşman oldu. Suriye’deki iç savaş körüklendi; Esad muhalifleri Türkiye’den çıkmaz oldular. Şam’daki Emevi Camiinde namaz kılacağız dediler. Böylece 6 yıldır Suriye kanlı bir iç savaşa sahne oldu. Biz de bundan en büyük payı aldık. Türkiye’ye 4 milyonu aşkın Suriyeli mülteci geldi. Bunların çoğu perişan ve sefil vaziyette sokaklarımızı doldurdu.

Türkiye Mısır ile, ihvancı Mürsi iktidardayken can ciğer dosttu fakat Mısır Ordusunun darbesi ile General Sisi idareyi ele geçirince Mısır ile bütün münasebetlerimizi nerede ise kestik. Halen de tam düzeldi sayılamaz. Bu dış siyasete ideolojik bakıştan ileri geldi.

Sisi’den bize ne? Mürsi’den bize ne? Biz bütün ülkeler ile milli çıkarlarımız doğrultusunda münasebet kurmalıydık. Ulusal çıkarlarımız ise diğer ülkelerin içişlerine karışmamaktan geçmekteydi. Mısır, Türkiye’nin ihvancılık yapmasından dolayı Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan ile dostluğunu ve Türkiye aleyhtarlığını arttırdı.

Ayrıca, yanlarına İsrail’i de alarak Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile beraber petrol ve doğalgaz aramaya başladılar. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’de hakkı yok sayıldı.

Bütün bunları söylememin sebebi; AKP’nin ulusal çıkarlarımızı öne alan siyaset değil de, sunni İslamcı siyasetinin neye mal olduğunu göstertmek içindir.

Hâlbuki Mustafa Kemal Atatürk milliyetçiydi; ulusal çıkarlarımızın takipçisiydi. Ayrıca Atatürk tarihin kaydettiği en büyük Türkçüydü; “Türk, Öğün, Çalış, Güven” diyordu; “Ne Mutlu Türk’üm diyene” diyordu. Türk Milleti siyasetinin mihveri idi. Hâlbuki şu andaki Cumhurbaşkanımız ‘bırak böyle yapmayı,‘tek millet diyorum ama Türk demiyorum’ demektedir. Türklüğü 36 etnik gruptan biri saymaktadır.

Demek oluyor ki Atatürk Milliyetçiliğini benimsememektedirler.

Zaten laiklik konusundaki düşünceleri de herkesçe malumdur.

Bu zamana kadar AKP’nin çoğunluğu Atatürk ve Türk Milleti adını ağızlarına almıyordu. Atatürk’e Gazi Mustafa Kemal diyorlardı. Birdenbire ‘Aziz Atatürk’ ve ‘Türk Milleti’ demeye başladılar. AKP ve devlet cenahı topluca ilk defa Anıtkabir’i bu geçtiğimiz 10 Kasım’da ziyaret ettiler. Politikalarını değiştirdiler. Türk kamuoyu bu işe çok şaşırdı. Duyduğumuz gördüğümüz gerçek mi diye gözlerini ovuşturmaya başladı.

Peki sayın bakan; bu değişiklik niye oldu?
Bence Atatürk’ü aşamadılar ve gittikçe Türk Milletinin Atatürk sevgisinin arttığını gördüler. Bunlar 2019 seçiminde yüzde 51’i garanti etmek için bir kısım Atatürkçülerin de oyunu alırız düşüncesi ile siyasetlerini değiştirdiler. Keşke son söylemlerinde samimi olsalar; biz bundan memnun oluruz.

CHP, Atatürk’e ve Onun Devrimlerine Bağlılığını Göstermelidir.

Geçtiğimiz haftalarda Tunceli CHP il yönetimi Seyit Rıza Heykeli önünde anma etkinliği yaptı ve büyük tepki aldı. Erdoğan bile artık Atatürk derken yapılan bu etkinliği siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP bir arayış içerisinde; Cumhuriyeti kuran parti mi olacak, yoksa Seyit Rıza, Şeyh Sait gibilere sahip mi çıkacak? CHP Tunceli İl Yönetimi’nin bu ikinci eğilimi tercih ettiği anlaşılıyor. Bu bakımdan, bir kısım CHP’liler Seyit Rıza heykeli önünde anma etkinliği yapmaktadır.

Bu konunun daha iyi anlaşılması için Seyit Rıza’nın kim olduğunu ve Dersim İsyanlarını kısaca hatırlatmakta fayda var.

Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetimizin ilk kurulduğu yıllardan başlayarak Seyit Rıza’nın idam edildiği 15 Kasım 1937’ye kadar Dersim İsyanları süre gelmiştir.

Osmanlı döneminde ağaların, şeyhlerin ve sözde seyitlerin kışkırtması ile Dersim bölgesinde halk zaman zaman isyan etmiştir. Yüzyıllarca ‘yurtluk’ ve ‘ocaklık’ biçiminde özellikle Tanzimat’tan sonra merkezi yönetimi zayıflatarak, vergi vermemek ve askere gitmemek için sık sık isyanların çıktığını görüyoruz.

Cumhuriyet döneminde şeyhlik, seyitlik, ağalık kaldırılarak baskı ve zulüm önlendi. Bölgeye yol, okul, köprü vb. hizmetler ile medeniyet getirildi. Bölge halkı bir nevi kulluktan eşit vatandaşlığa geçti. Ancak, yapılan bu hizmetler halkı sömürenler tarafından zararlı görüldü. Günümüzde PKK’nın yaptığı gibi okullar, hastaneler, iş makineleri, köprüler yıkıldı yakıldı.

Bu isyanlar sırasında iş daha da ileri götürüldü hatta Sevr Antlaşması’nın tatbiki dahi istendi. Batı Dersim aşiret reisleri adına 25 Kasım 1920 günü TBMM’ye bir başvuru yapıldığını görüyoruz. Bu başvuruyu Baytar Nuri’nin babası İbrahim Efendi kaleme alıyor. Başvuruda aynen şöyle denilmektedir: “Sevr antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız Kürdistan’ın kurulması gerekiyor. Bu nedenle, bu oluşturulmalıdır. Yoksa bu hakkı silah zoru ile almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.” Beyan edildiği gibi bir seri isyanlar oldu. ‘Koçgiri İsyanı’ da bunlardan biridir. Daha sonradan ayaklanmalar devam etti. Her seferinde isyanlar bastırıldı.

1930’da Ağrı isyanı bastırıldıktan sonraBaşbakan İsmet İnönü ve Ekonomi Bakanı Celal Bayar bölgede inceleme yaparlar. Şark raporları adı ile hükümete verdikleri bilgide; yine Dersim bölgesinde isyan hazırlığının yapıldığını vurgularlar. Tunceli vilayetinin idaresi hakkında, 25 Aralık 1935 tarihli ve 288 sayılı kanun çıkartıldı. Bu kanunun uygulanması ile 1937 başlarında yeni olaylar çıktı. Bölgede asayiş sağlanamadı. Harçik köprüsü yıkıldı. Bir karakol basıldı. 33 asker şehit edildi. 1920 Koçgiri isyanı liderlerinden Alişer ve Nuri Dersimi de bu isyanda yer aldı. Ertesi gün, Pah Hükümet Konağı, İlçede yeni kurulmuş hastane ve okullar ateşe verildi. İşte bu isyanın lideri Seyit Rıza’dır. Seyit Rıza 30 Temmuz 1937’de İngiliz Hükümet’ine başvurarak yardım ister. Halkın sömürüldüğünü, asimile edildiğini belirtir ve İngilizlerin müdahil olmasını ister. Bu isyanı büyük ölçüde Fransızlar da teşvik eder ve destek verirler. Sebep, Hatay Meselesi’dir. Hatay Meselesi tartışılırken bu isyan çıkartılır. Hatırlanacağı gibi o tarihte Suriye Fransız mandası altındadır.

Cumhuriyet Hükümeti isyanı bastırır. Yukarıda verilen tarihte Seyit Rıza’nın idam edilmesi ve bir kısım isyan elebaşlarının Türkiye’nin başka bölgelerine sürülmesi ile isyan kati olarak son bulur. Büyük Atatürk bu isyanı bastırırken çözüm sürecinde olduğu gibi yanlış yollara girmedi. Silahlı ve yabancı işbirlikçisi isyancılara yine silahla karşılık verildi.

Soruya tekrar dönecek olur isek; CHP Tunceli İl Yönetimi’nin Seyit Rıza heykeli önünde anma etkinliği yapmasının ne kadar yanlış olduğunu görürüz. Cumhuriyeti kuran parti olarak CHP bölücülerin yanında değil, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinin yanında yer alması gerekir. Atatürk’e ve onun devrimlerine bağlılığını göstermelidir.

Türkiye Zarrab’ı Tam Yargılasaydı İş Bu Boyuta Gelmeyebilirdi

Reza Zarrab aylardır Türkiye gündeminden inmiyor. İtirafçı olduğu söyleniyor. Cumhurbaşkanı konuyu milli mesele haline getirme çabasında. Sizce bu bir milli mesele midir? Bu işin sonu nereye varır?

Reza Zarrab olayı Türk ve dünya kamuoyunu bir hayli meşgul ediyor. Reza’nın mahkemeye itirafçı olarak verdiği bilgiler doğrultusunda, yeni sanıkların ortaya çıktığı ve bundan dolayı da duruşmanın ertelendiği yorumları yapılmaktadır. Bu işin esasında uluslararası boyutu bulunmaktadır. Etkilenen ülkeler başta ABD olmak üzere, Türkiye ve İran’dır.

İddia edilen odur ki; ABD’nin İran’a olan ambargosu delinmiş, kara para aklanmış, Türkiye’de rüşvetler dağıtılmış ve İran petrol karşılığı alacağı parayı veya malı alamamıştır. İran bu konuda kendi hukuk sürecini başlatmış, Zarrab’ın partonu Zencani’yi mahkûm etmiş ve Zarrab’ın da peşine düşmüştü. ABD yine kendi hukuku açısından olayı değerlendirmekte ve mahkemeleri devam etmektedir. Ancak Türkiye’de iddia edilen yolsuzluklar takipsizlikle sonuçlandı. Sanki Zarrab bir bakana 700bin dolarlık saat hediye etmemiş, milyonlarca doları çikolata kutularında rüşvet olarak vermemiş gibi anlatıldı. Hatta Türkiye’nin %15 cari açığını kapattığı söylenerek nerede ise milli kahraman ilan edilecekti.

Türkiye kendi evinin önünü süpürmemiş olması nedeni ile; ABD’deki mahkeme sonucu sadece bazı kişileri etkileyeceği yerde tüm Türk Devletine zararı dokunacak boyuta gelmiştir. Eğer Türkiye Zarrab’ı tam yargılasaydı, rüşvet aldığı iddia edilen bakanlar Yüce Divan’a gönderilmiş olsaydı iş bu boyuta gelmeyebilirdi. Bu konunun yolsuzluk boyutu, kara para aklama ve uluslararası ambargoyu delme boyutları olduğu için bu konu ‘milli mesele’ olarak görülemez.

Ancak, ABD ile yaşanan Türk askerlerine ‘çuval geçirme’ olayında nota vermeyen ve bu konuda arka arkaya ABD’ye iki nota veren Türk Hükümeti’nin bu tutumu kamuoyunda derin tartışmalara yol açmıştır ve Türkiye’yi daha da zora sokmuştur.

ABD Terörü Desteklemekle Ağır Bir Suç İşlemiştir.
Peki; ABD Türkiye gerilimi nereye kadar gider sayın bakan?
ABD Türkiye’nin ve kendinin de terörist olarak ilan ettiği PKK’nın Suriye kolu PYD’yi aleni desteklemektedir. Hatta bunlara kara gücüm demektedir. Bu dostluğa da, uluslararası hukuka da aykırıdır. ABD, 4000 tırdan fazla silahı teröristlere verdikten sonra artık daha fazla vermeyeceğini Trump’ın ağzından Türkiye’ye ve dünya kamuoyuna söylemektedir. Kanaatimce, bu yeterli değildir. Bu bakımdan, ABD terörü desteklemekle ağır bir suç işlemiştir.

Bu Ekonomik Sıkıntının Temel Nedeni Siyasidir.

Döviz ve altın yükselişte! Her ne kadar iktidar tarafından gizlenmeye çalışılıyorsa da ekonomik kriz ülkeyi çoktan sardı. 2018 yılının ekonomik açıdan çok kötü geçeceği belli. Bu konuda fikirleriniz neler? Bu krizi nasıl aşarız?
Maalesef ekonomi hiç iyiye gitmiyor. Bir ülkede demokrasinin güvencesi olan hukukun üstünlüğünün kalmaması, kuvvetler ayrılığının bitmesi, basın ve düşünce özgürlüğünün kalkmasının sadece sosyolojik anlamda ağır sonuçları olmuyor, aynı zamanda ekonomik olarak da büyük faturaları olmaktadır.

İlaveten, Zarrab olayından dolayı Türkiye’ye kesilmesi düşünülen milyarlarca dolar cezanın ve dolaylı etkilerinin ekonomimizi çok daha vahim hale getireceği ifade edilmektedir.

Bu ekonomik sıkıntının temel nedeni siyasidir. Bunun için OHAL’in bir an evvel kaldırılması ve uluslararası hukuk normlarının yeniden uygulamaya sokulması ilk tedbir olarak düşünülebilir.

Son olarak, Bakanlık döneminizde yaşanan VARYAG krizini sormak isterim. Geçtiğimiz günlerde konu tekrar gündeme geldi. Her ne kadar o dönem yaşananları detaylı olarak bir köşe yazınızla paylaşmış olsanız da kısaca konu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Çin’in savunma alanındaki en büyük eksikliği uçak gemisiydi. Bunun için uçak gemisi olarak yapılan Varyag’ı Ukrayna’dan satın almıştı. Ancak bu geminin motoru ve dümeni yoktu. Boğazlardan geçişi çok risk taşıyordu. Montrö antlaşmasına göre Türk Boğazları uluslararası gemi trafiğine açıktı. Ancak, geçiş güvenli olmalıydı. Bundan dolayı 18 ay Varyag Karadeniz’de bekletildi. Çin Hükümeti’nin uzun süre işi takip etmesi sonucunda benim yurt dışı görevinde olduğum bir sırada Bakanlar Kurulu kararı ile Varyag’ın geçişine izin verildi.

Varyag’ın geçişine izin verilmesi hakkındaki detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Facebook Yorumları
ABF Haber Merkezi on EmailABF Haber Merkezi on FacebookABF Haber Merkezi on GoogleABF Haber Merkezi on InstagramABF Haber Merkezi on LinkedinABF Haber Merkezi on PinterestABF Haber Merkezi on TwitterABF Haber Merkezi on WordpressABF Haber Merkezi on Youtube
ABF Haber Merkezi
Atatürk sonsuza kadar yaşatılacak bir fikirdir.
%d blogcu bunu beğendi: